giriş  ~  kayıt ol  ~  şifremi unuttum?
Ana Sayfa Haberler Galeri Defter Linkler İletişim
..::saat::..
Ana Menü
Rastgele Resimler
Kınık Köyü Manzaraları
Kınık Köyü Manzaraları
Yaylalardan Manzaralar
Kınık Köyü Futbol Takımı 57
Anketler

spacer

XF Guestbook

>> Defteri İmzala <<  
Defterde 306 mesaj var

(1) 2 3 4 ... 44 »

306 2011/5/13 öğrencilik yıllarımdan kesitler
zihni aslan 
%s isimli kullanıcıya e-mail gönder



ŞEBİNKARAHİSARLI YILLARINI UNUTAMIYANLAR 1


Bin dokuz yüz altmış sekizli yıllarda Şebinkarahisar Lisesine gelen öğretmenlerimizden birisi de Felsefe Öğretmenimiz NAZIM BAYATA idi.
‘’ Dünyada aç mezar yok ya… Dünya kırk kulplu kazan, tut bir kulpundan da sende kazan’’ diyerek yola çıkmış aydın bir öğretmenimizdi.

Sen misin solculuk yapan ! sen misin TÖS ‘ lü olan denilerek gönderilmiş. O zaman bilmediğimiz sürgün Kararnamesi ile gönderilmiş Şebinkarahisar Lisesine.
Eski Vilayet olan Şebinkarahisar ‘a nereden gidildiğini soruyor soruşturuyor Giresun’a ayak basınca.
Şebinkarahisar’a nerden gidilir nasıl gidilir?
‘Yanlış gelmişsin. Oraya AMASYA ya da SIVAS üzerinden gidilir’ demeleri ile ilk şaşkınlığını yaşatıyor hocamıza.
İline sağlıklı yolu ve iletişimi olmamak kaderimiz imiş ta .. o zamanlardan beri.
Dereler ,tepeler ,sedir ormanları derken işte ŞEBİNKARAHİSAR.
Hocamız kendini bir anda kaderi değişmeyen ilçemizde buluyor.
Hocamızın namı kendinden önce geliyor ilçemize.
Sevgili öğretmenim ! yaşam sürecini satır satır okudum o kadar ortak noktalarımız var ki.
.
Benim doğduğum yıl ilkokulu bitirmişsiniz. Böylece dünyada olup bitenlerden daha tecrübelisiniz.
İzninizle 1969 yılında Şebinkarahisar Lisesinde yaşadıklarınızdan kesitler sunarken ne denli aydınlanmacı olduğunuzu bir kez daha yinelemek haksızlık olmazdı
Sevgili öğretmenimiz İyi bir felsefecidir. Onun için lise son sınıfta da okutulan FELSEFE DERSLERİNEDE girerdi. Biz o zaman orta son yada lise birde olmalıyız .

Solculuk var serde. Kaynaşıyor , çevre ediniyor hemen.
İlk intiba ve tespitleri de ilginç. Ortaokulda bir kısım öğrencilerin NİHAL ATSIZ ‘IN çıkardığı ÖTÜKEN adlı Türkçü derginin okunduğunu bir Türkçe öğretmenin bu dergiyi okutmakta rolünü anlatıyor anılarında
Lise son sınıfta zaman zaman da düşüncelerini açıklıyor. Bu düşünceler farklı düşünenlerin hoşuna gitmeyen düşünceler tabî ki.… “Din bir bilim değildir”
demiş bir felsefeci gözüyle.
“ Din bir sosyal müessesedir “demiş bir başka dersinde yine felsefeci gözüyle.
“ En ileri dinler olan tek Tanrılı dinler eski, iptidai dinlerin gelişmesiyle ortaya çıkmıştır” demiş bir dersinde yine Söyledikleri o günde bu günde doğruydu hocam.
Sonra bu günleri önceden gördükçe ‘ kanunların yetişemediği hallerde insanları Tanrı ile korkutma zaruretindedirler” demiş hocamız.
Bu gün Allah ile aldatanları gördükçe az bile söylemiş sayın öğretmenimiz.
“Tanrı her yerde vardır derken” insanları mantık ve felsefi yapılarıyla vicdanlarına havale etmişsiniz kırk beş yıl önce. Bir felsefeci olarak dinlerin tarihi süreçte nasıl yol aldıklarının bilimsel izahını yapmak tabi ki öğreticiliğin gereğiydi.
Kırk yıl önceden bu günleri görmüş ;
“ KAHROLSUN AMERİKAN EMPERYALİZMİ- YAŞASIN TAM BAĞIMSIZ GERÇEKTEN DEMOKRATİK TÜRKİYE” diyerek söylenmesi gerekeni söylemiş hocamız.
Ne oldu bu gün ? Kahrolsun komunistler diyen mi var. Bu gün bütün ülkeler kimin en büyük emperyalist olduğunu pekala söylüyor. Dünyayı ekonomik bakımdan avucunun içine alan bu ülke kendi gereğini yapıyor.Çalış ta sende dünyayı avucunun içine al demek gerekiyor.Öyleyse haksız mıymış hocamız. Ne ABD ne Rusya …
“Doğu Anadolu’da bu gün derebeylik rejimi vardır ağaların emrinde yüz- yüzeli köy vardır köy ağasını insanüstü varlık bilirler bunlar devlet içinde devlet derler” demiş dersinin birinde.
Dünde bugün de varlıklarını en etkin biçimde sürdüren SEYYİDLER- ŞIHLAR- BABALAR-DEDELER hala yörelerinde hakimken , sosyal yaralar kapanmış mı hiç. Feodalizmin en koyusu var hala.

“Karl Marks için “en önemli mesele ekonomi “ dediğini buna kapitalist felsefecilerin karşı çıktıklarını , fikirlerine evet diyenlerle demeyenler diye toplum ikiye ayrılmıştır “ demiş hocamız. “ Bu gün Dünya kaç kutuplu hale gelmiştir şimdi ?
Öngörüsü hep gerçekleşmiş, bu günleri kırk beş yıl önceden görmüş .

‘ AMERİKAN EMPERYALZMİNİN VE İŞBİRLİKÇİLERİNİN UŞAKLARI YOKSULLUK BİLGİSİZLİK İÇNDEKİ gençlerimizin milli ve manevi duyguları istismar ederek ‘… derken Amerikan Emperyalizmin bütün dünyayı yeni demokrasi anlayışı büyük Ortadoğu projesi adıyla bazen farklı adlar farklı taktiklerle ülkelerde etkin rol üslendiğini belirtmiş.
Kırk yıl sonrada emperyalistlerin ne denli uşaklar bulmada mesafe aldıklarını görüyoruz . Bunları bize kırk beş yıl önce söylediniz de bir takım çevrelerin hoşuna gitmediğin için tehditler maruz kalmış hocamız.
Öğretmenimizin evine gidip tehdit edenler de olmuş o dönemde . Şimdi öğreniyoruz bunları.
Devam etmiş sonra,
Kendisinde iz bırakan öğrencisi Veli Yılmaz’dan bahsediyor. Aynı zamanda benimde Ortaokuldan
sınıf arkadaşımdı. Çok zeki bir arkadaşımızdı. Ona Kızılbaş diyorlardı KIZILBAŞLIĞIN ne olduğunu bilmiyorduk ki . Kızılbaşlığın, Aleviliğin bir inanç olduğunu bir zaman TÜRKLERİN çoğunluğunun bu sıfatla anıldığını biliyoruz.
Çalışkanlığına dürüstlüğüne hayran kaldığım bu arkadaşımız 12 eylül cuntacılarının işkenceleri sonucu yaşama karşı vücut direncini yitirip hayata veda etti ..Büyük bir bilim edebiyat adamı olması kuvvetle muhtemeldi.
BAHSETMELİYİZ bu gen yaşta kaybettiğimiz hemşehrimiz arkadaşımızdan. O zamanlardan faaldi çok okuyor dedesinin bakkal dükkanında görürdük zaman zaman.
Geri de üç kitap bıraktı:
1-FATİHLER YARGILANIYOR ‘’ adlı kitabı ‘’ AMERİKALILARIN YOKETTİKLERİ KIZILDERİLİ
SOYKIRIMLARINI ANLATAN ‘’EN İYİ KIZILDERİLİ ÖLÜ KIZILDERİLİ ‘’ anlayışını yer ettiği gerçek soykırımın vahşi tarihini konu alıyor.
Bir diğer kitabı ise ,
2-HELSİNKİ DEMOKRASİSİ VE İNSAN HAKLARI adlı eseri batının demokrasi anlayışı yalnız kendine göre olduğunu anlatıyor
3-EMİRLE GELEN İDAM 68 kuşağının gençlik önderlerinin idamı ile ilgili kitabı .
Yakından tanıdığım bağımsızlık özgürlük yanlısı arkadaşımız –hemşerimiz neden işkencelere maruz kalmıştı ki ?
• ülkesini mi sattı ?
• İşbirlikçilik mi yapmıştı ?
Kocaman hayır!…
Bahsettiği bir Şebinkarahisarlı daha var ki Allah uzun ömürler versin.
Polat Sabuncu
Kuvay ı Milliyeci bir sülale efradı olarak onu lise ortaokul dönemlerinde öcü olarak gösterilen , “her şeyin başı bu adam” denilen ağabeyimiz bilirim hep. . Her zaman aydın her zaman dürüst bir meslektaş olarak belleğimde yer almaktadır. Ne işkenceler gördüğünü , insanlıktan nasibini almamış bazı kamu görevlilerince emniyette zorla gazete yedirildiğini duyduk sonradan.
Aydın bağımsızlık yanlısı katıksız Atatürkçü olarak bu ülkeye daha çok hizmet verecektir elbet.
İşte darbe rejimleri budur.
Darbe sonrası da darbeye zemin hazırlayanlar YETMİŞLİ li yıllardan itibaren gençleri sol ve sağ olarak bilinçli olarak ayrıştırdıkları ,gençleri aynı yöntemlerle, hatta aynı silahlarla birbirine öldürten ortama karşı çıkmak , hangi kötü yakıştırmaları hak ediyor?

Hocamızın bir buçuk yılda epey mesafe aldığı görülüyor Şebinkarahisar’ özümsemiş ve doyasıya yaşmış iz bırakanlardan artık.
GİDERAYAK adlı anı deneme kitabı okunmalı 1950 den günümüze dek neler yaşanmış bir felsefeci bir köy çocuğu gözüyle yazmış yalın ve gerçek olaylar..

Bizlerde onun gibi köyden gelen çocuklardık.Biz neyi bilirdik ki? Hiç tanımadığımız ağabeyler bize Turancılık tan bahsederler hamasi duygularımızın güçlülüğünden yararlanırlardı. Pişman mıyım ? Hayır.
Dünyada yalnız yaşanmayacağını öğrendim. İnsan sevgisinin , hak hukuk , adaletin her şeyden önemli olduğunu öğrendim.

1939 ERZİNCAN depreminde fay hattının kenarında olan ilçemiz ve köyümüzde felaketten nasibini almış işte o felaket üzerine Zaralı hal ilin ağıtı yükselmiş herkesi ağlatan uzun havası önce hanelerde yankılanıyor sonra bohorulardan çıkan dumanla gibi yayılıp Kelkit vadisinin Karaysar Koylasar zara semalarına yükseliyor bir karakış günü..

Bizim köyünde cami tarlaları vardı . İmam dayı ekip biçer, birde KÖYLÜDEN hak alırdı . Sonradan da devlet maaş bağladı imam dedemize.

Bizde sizin gibi yakacak ihtiyacımız için çalı toplardık DİKMENDE , KORU da sırtımızda kilometrelerce öteden getirirdik evin yakacak ihtiyaçlarına katkıda bulunurduk. Arada sırada
“ Çalım gıc gıc ediyi
Nenem bağa bir tava döğmeç ediyi “
türkümü manimi mırıldanırdık yürürken.

Bizim ilçede de panayırlar olurdu . Cambazlar ,hokkabazlar gelirdi Çarşıda fırıldakçıları görürdük..
Pehlivanlar YIKIŞIRLARDI bir birini alt etmek için. Bizim için bulunmaz nimetlerdi onları seyretmek.

Bizim ilçenin pazarı hep Salı günleri kurulur. Altmış küsur köy çarşıya gelirdi o gün. Katırlar, atlar ve eşeklerle .Dağ köyleri katır- at yakın yerler genellikle eşekle gelirlerdi . Destan satıcıları gelirdi zaman zaman Boyunlarında bir teyp deste destan. Konu sele giden askerde ölen ya bir gen kız delikanlı cinayeti konu alan destanlar
Acı bir cinayet duyuldu’ diye
başlayan yanık sesli destan okuyucusu dertlendirirdi başına toplananları., Hediyesi beş kuruş yazılı destanlar kapış kapış alınırdı. Okuyan da dinleyenlerde bir hüzün oluşurdu. Acıma duygusu zaten bizim özelliklerimizden değil mi?


Köyümüze İLK TRAKTÖR BİZİM KÖYÜN KADİM İMAMI imam dede GETİRMİŞTİ. (ASIL ADI İSMAİL OLMASINA RAĞMEN ona İMAM DEDE derdik
Bizde köyden okula gider dik hocam. Babalarımız toprağa bağlı irençberler di. Ben şahsen iyi giyindiğimi ,karnımı da iyi doyurduğumu iyi beslendiğimi hatırlamıyorum. Ortaokula başlarken cebimize iki üç yumurta kor çarşıda satardık. Öğlen katıksız yarım ekmek bazen çeyrek ekmek yerdik..İlçemize ..sekiz on kilometre uzaklıktaki köye gider gelirdik kışları üç –dört ay ev tutardı babalarımız. Yanımızda ya anamız ya ninemiz bize bakardı..
Bizimde köyde de düğünler genelde güzün olurdu ..Avara ayları dediğimiz harmanın orağın bittiği aylarda yapılırdı. Bir gün önceden düğün sahibi yemek verirdi . Düğün yemeklerimiz çok çeşitli olurdu da en çok da keşkek ve Yahniyi severdim. Bizim köyde düğünlerde harmanlarda meydan ateşi yakarlar ,davul zurna eşliğinde kadınlarımız evde kemençe eşliğinde horanlarımızı , oyunlarımızı oynarlardı.
Bildim bileli bu işin ustası ZURNACI NAİL USTA idi TRT ye davet edildiğini sonradan söylerlerdi. Oynardık ÜÇ AYAK- GÖZELLER – EFELER- URUM DİKİ - TAMZARA bazen horana girer OYNAMAK İSTERDİK. ESASEN OYNAYANLARIN AYAKLARINA bakarak öğrenmeye çalışırdık Bizde bir laf var dı hocam “ g…ne güvenen horana girsin “ben horanı ahırda çok iyi oynarım karanlık kimse görmezdi de de onun için.
Akşamları odalarda masalar kurulur kemençe davulcu gelir oturak havaları çalar biz dinler sesi güzel olanlarda elini kulağa atardı. öğrendiğin türküyü bizde söylerdik “ SOFULAR HARAM DEMİŞLER BU AŞKIN BADESİNE “
Bu türkü bizim vazgeçilmezlerimizdendir. Bilinen ezgisinden biraz farklı ezgi ile söylenir yöremizde TATYAN denir . Önce hey hey yar yar!!!.. çekilir uzunca sonra yüksek perdeden ağız çene açılarak yüksek sesle bir ağızdan söylenir. Hele bir iki kadehten sonra da deme gitsin . Kemençeyle daha iyi söylenir. Peşinden bir Huma Kuşu . Yavri yavri .. derken özlemlerin sevdalarının doruklarına çıkılır işte o anda kadehler fondip edilir. . Tabancalar tavana sıkılır merminin sesinden lamba söner birisi tekrar yakar Sonra bir deli çıkar ortaya başlar horana “
Kestüm keküllerini –
yana değiyor yana “
Dedin mi horanın halkası genişler ..
Geceler az gelir bazen sabaha taşar dı. Çakır keyif olanlar bir yerde kusanlar duvar diplerinde çömelirlerdi.
Biz de de bayramlarda ev ev gezerdik.Eksiksiz ziyaretler yapılır. gurbetten gelenlerimiz olur , onları sabah camide görürüz önce..
Büyüklerimizin ellerinden öperiz . Bayram sabahı babalarımızla sabah camiye gider bizim imamın her bayram vaazında tekrar ettiği gibi YUNUS PEYGAMBERİN balıkla olan macerasını dinlerdik.. hak- hukuk- komşuluk hakları yerine sahabelerin tevatürlerini dinlerdik.
Herkes birini evine götürür yemek verir sonra ziyaretler edilirdi.
Mezarlık ziyareti unutulmazlarım arasındadır. Molla Osman dede yanık sesi ile Kuran okur sonra hep birden ellerimizi açardık. Arapça dua ettikleri için korku belasından amin derdik çocukluk aklımızla Türkçe dua nedir bilmezdik sadece amin Allah kabul etsin anlardık.
İşte o sıralarda bir şiir öğrenmiştim:
Çocuktum ufacıktım
Top oynadım acıktım
Buldum yerde bir erik
Kaptı onu alageyik”
Ziya Gökalp’in bu şiiri çok etkilemişti
Beni en çok etkileyen dizelerdi bunlar Erik , geyik , kapmak ormanlar dağlar gelirdi aklıma . Hah .. şuradan geyik peşine gitsem derdim sanki.

Sizin oralarda olduğu gibi bizlerde kurak mevsimler de yağmur duasına çıkarlardı.
Kuraklık felakettir . Zaten atalarımızda kuraklıktan yurtlarını terk etmediler mi? Bizim orada HACI PINARI bazılarının YEŞİLKAPILI TÜRBE dedikleri yerde kara kazanlarda Keşkekler , Yahniler sarmalar pilavlar pişirilir birlikte yenir . Sonra da halka şeklinde durulur duaya başlanırdı. Ellerimizin iç yüzü aşağıya çevrilirdi. Sonra dualar çoğunlukla vallahi Türkçe yapılırdı amin sesleri daha kuvvetli çıkardı.
Sonra bir huşu içinde eller havaya dikilir öyle bir yalvarılır ki Tanrımız çok çabuk cevap verirdi sanki. Daha kıranı aşmadan yağmaya başlardı. Onun için hiç unutmadım tesadüf deyin ALLAHIN HİKMET deyin ne derseniz deyin çoğu kez yağmur kısa sürede yağar hatta duaların dozu fazla kaçtığı söylenir yağmur sel halini alırdı.
Ölenler için bizim oralarda CUMALIK adı verilen köylüleri ve komşu köyleri düğünlerde olduğu gibi davet ederler yemek verilir . Mevlitler okutulurdu camide. Bir keresinde orta okul talebesi iken aydın bir muhtarımız EŞREF DAYI vardı o imam dedeye benim bir bölüm okumamı söyledi . Bende mevlidin bir MERHABA bölümü var bilirsiniz . Orayı ben okudum biraz türkü gibi okumuşum DEMEK Kİ arkadan Galu Durmuş ‘ DAYIM BAĞIRARAK “ kölen oliim oğlum asıl hele ‘ diye bağırmıştı



Batıl itikatlar mı dediniz hocam!
Bizde alayı var.
Bunların dinle alakası yok ama bazıları toplumu elde bu yolla ediyor.
Bizleri CANGOLOZ geliyor diye korkuturlardı. Halbuki bu eski dinimiz Şamanizm den kalma geleneğimizdir.
Eğer kardeşin doğmuşsa komşunun da çoçuğu doğmuşsa evine 40 gün gidilmezdi ALKARISI BASAR derlerdi bu da ŞAMANİZMDEN KALMA GELENEKTİR.

AKŞAMLARI SAKIZ ÇİĞNENMEZMİŞ ÖKÜZÜN G..TÜNÜ ÇİĞNERMİŞiZ..
TIRNAK KESİLMEZMİŞ . BUNUN SEBEBİDE İDARE LAMBASI YADA GAZ DEDİĞİMİZ AYDINLATKA ARACI OLDUĞUNDAN KESİLEN TIRNAKLAR YEMEĞE GİTMESİN sebep başka ne olabilirki?

Bizde mezer açmaya hiç rastlamadım ama genç yaşta ölen birinin mezarini yaptırmışlar annesi saçlarından bir tutam istemiş
Bizde kan davaları olmadı sadece yaylada bir köylümüz kör kurşuna gitti.
Cenazesi başında hanımı ağıt söylemiş
Doktor doktor kalksana
Lambaları yaksana
Arifim elden gediyi
Çaresine baksana “ bu ağıt yakınmayı Atamızın elden gittiğinde söylendiğini Türkçe öğretmenimiz bir On Kasım vesilesi ile anlatmıştı.

Her yörenin delileri vardır zaten . Ya çok deli ya saf deli yada çok zeki olup da lakabı deli, sağır kör, topal olan bir sürü insan var . Mesela Kel İrecep –Sağır Nureddin- Kör Haydar , Topal Arif gibi. Bunlar arızalı olmadıkları halde böyle adlarla anılırlardı.
Bizim asker gidenlerimiz anılarını anlatırlar da dinlerdik .Çavuş onbaşı maceralarını dinlerdik hep. Aklımda kalan askerlikle ilgili olmayan yemek duası ile ilgili olanıdır. Tunceli’de askerlik yapan ADNAN ÇAVUŞ topluca verilen yemeklerden sonra imamın içinde taam gibi Arapça sözcükler geçen duasından sonra ısrarla r üzerine birazda nazlanarak gülümseyerek kendisinin ŞAH İSMAİL duası adını verdiği duayı okurdu.
“ Ali için VELİ İÇİN
DAĞDA GEZEN DELİ İÇİN
SİZİN ÖLÜLER DURSUN
BİZİM ÖLÜLERİN CANI İÇİN
ALTINDA LEYLEK
ÜSTÜNDE YUVASI
BÖYLE YEMENİN
BÖYLE OLUR DUASI”
Hüüü .. amin der ellerimizi yüzümüze getirirdik. . Böylece saf TÜRKÇE AYNI ZAMANDA EVRENSEL nitelikli duayı da yapardı . Ben zaman zaman bu duayı okurum eş dost meclislerinde okurda rahatlarım.

Bizde de bahar da yaylaya çıkardık hocam tıpkı sizin gibi.
Yaylamız 40 -50 km kuzeyde Karadeniz Dağları zirvesindedir.
Koyun sürüleri on beş gün önceden yayılarak giderdi çobanların sırtında kebeleri çantalarında azıkları beline sokup gizlediği yapma tabancası ve varsa düdüğü kavalı ve Girebisi elinde yola çıkarlardı.
Gecenin köründe danaları inekleri ahırdan çıkarırız bizim tabirle onları süreriz.
Akşam Iğrık vakti yaylamızda olurduk önce YALAKDER adlı yaylamıza giderdik sonra yukarıda Koru BOĞAZI veya Düz Obaya çıkardık.. Anne veya ninelerimizi denklerin üstüne oturtup at veya katırlar la götürürlerdi. Babalarımız bizden önce yola çıkar ,Çatmayı (yayla evi) yapmaya giderlerdi.
Yayla evlerimiz HARTAMA kaplıdır taş duvarlar üstüne sırıklara tutturulan Hartama’lar( gürgen dilmesi) la örtülürdü inekler camışlar sağıldıktan sonra . eğreğe geçer geviş getirirlerdi. .Danalar gedeklerde danalıklarda kalırdı. ( Eğrek : hayvanların sabahladığı obanın önündeki alan)
Benim çocukluğumun yazları hep yaylalarda geçti. Okullar kapanınca çıkardık yaylalara orak ayında da köye dönerdik babamıza yardım etmeye . Deste toplamak tırmık çekmek biz çocuklar için çok yorucu idi. Babalarımız tırpanla ekini biçer biz Anadutla yığın yığar üzerine de taş koyardık ki yığdığımız yığın rüzgardan dağılmasın diye.
O zaman köyümüzde keçi vardı onlar yaylaya gitmezdi çalılıklarda yayılır getirilir sağılırdı bazı keçi çobanları keçilerin sütünü sağarlardı KÖLEMEZ denilirdi. İçine fırın kuru doğranıp çaldın mı kaşığı açlık maçlık kalmazdı . Yollar dereler tepeler beller az gelirdi sanki.
Yaylalar !! ah ne güzeldi!.Ne güzeldi çocukluğumuz ırmakta çimip çimenlerde uyur tezek toplar o günlerimiz. Koyunu olanlar vardı benim babamın on taneden fazla koyunu olmadı hiç başkalarının koyununa katardık en sevdiğim şey mi koçların sırtına binmek birde koyun kuzu ile karışınca onları seyretmek analar kuzular nasılda kısa sürede birbirlerini buluyorlardı
Haset adamlar her yerde var. Özellikle yaylalarda tosun koyun kaybolurdu falancı filancı çalmıştır derlerdi.
Danalar nasıl öküz yapılırmış? . Bizim oralarda öküzlüğe! aday tosunların hayalarını BÜKERLER yani hadım ederler. Bu işi ben bildiğim kadarı ile Sağır HALİS veya NALBANT SÜLEYMAN yapardı, Her köyün iyi kötü işten anlayanları vardır. Öküz dedik ya ne çekerdi o hayvanlar. O hayvanlar çift çubuk harman ne kadar çok çalıştırılırlardı. Ağzı dili olmayan hayvanlar ne çileler zahmetler çekerlerdi.Onun için öküz bizde çok önemlidir . Bütün Türk köylüsü içinde önemlidir zaten. Ozan Pir Sultan bile ireçnberler e seslenirken:
DAĞDAN KÜTÜR KÜTÜR HEZEN İNDİRİR
İNDİRİDE ATEŞLERE YANDIRIR
HER EVİN DEVLİĞİN ÖKÜZ DÖNDÜRÜR
İREÇBERLER HOŞÇA GÖRÜN ÖKÜZÜ
Hiç hoş gördük mü ki öküzü.Çoğu kez aç susuz sabana koştuk düvene koştuk , sap getirdik . Bir gün bile ah etmediler. Ağzına bir topak hamur verdik başını kuyruğunu salladı yinede.
Bazen erken kalkar onları doyurmak için otlu yerleri seçerdik.Bazen Hozanların içine sürer, bazen çayırlara süre bazen sinorlardaki otların içine salar yayardık. ( sinor iki tarla arası) Yayarız bazen onun bunun tarlasına öküzler dalar biz uyuklarken ziyankarlık yaparlardı.Tıs tımbıl karınlarını doyurduktan sonra çifte koşar, kuşluk vakti azık gelmeden bir iki evlek sürerdik.

Çift sürerken masta nın cemeği ile öküze ho.. denir arada fiske vurulur. Dönek başında sabanın demir aksamının çamuru kazınır evlek evlek tarla işlenir dantel gibi.
Ya herk edilir ya ekin ekilir. Ekin ekmek işi genelde güzün yada baharın olur. Toprağın tavlı zamanı kollanır. Buna bizim oralarda HERNÜK denir. Toprağın ekilir-sürülür hale gelmesi demek.
Harmanda düven süreriz biz düvene biner ho.. deriz o hayvan döne döne gider uyuklarız döven üstünde o kuyruklarını sallar arada sırada sıçar küreği tez elden götüne dayarız ki saman karışmasın ..
Değirmen hiç dene döğme’ye gitmez olur muyuz. . O suyun koca taşları nasıl döndürdüğünü merak ederdim. Orta okulda fizik dersine gelen öğretmenimiz anlatmasa basit kroki ile öğretmese nerden bilecektik ki nasıl çalıştığını.
Anadolu’da her köyde olduğu gibi köyün imamı, bekçisi sığır çobanı vardır. Bizim köyün imamı kadimden beri İsmail Dede . Bekçimiz dedem babam derken Kör Haydar lakablı babamdı.
Sığır çobanımız da nerdeyse bir ömür boyu Dodik Kemaldi.

Bizim köyde de bulgur çekilirdi her gün birisinde keşik usulü dane çekilirdi . Kolla çevrilen el değirmeni atalardan kalan kült zaten. İki taşın sesleri gecelerin sessizliğinde bir musuki aleti gibi yarar bazen hanımların türküleri gelirdi.
İLENGER ATTIM BAĞA
GİTTİ DEĞDİ YAPRAGA
YAR BEN SEN ALMAZSAM
GİRMEM GARA TOPRAĞA

NE MÜHTEŞEM KOROYDU BUNLAR HALA belleklerimde türküler
Bizim köy şanslı idi SİVAS YOLU bizim köyün ortasından geçerdi.
Köyümüz Kınık Oğuz boylarının kurduğu bir köydü.KÖYÜN ORTASINDAN GEÇEN YOLA DA ZAMANLA SIVAS CADDES İ ADINI VERMİŞLERDİ.
Biz şanslı idik üstü açık arabaları otobüsleri cipleri erken görmüştük. Altmışlı yıllarda köyümüze traktör ilk kez gelmişti. Köyümüzde ilk radyoyu imam dede almıştı. Akşamları komşular onun yanında toplanırlardı çoğunlukla.. Makaryosun darbesinde Kıbrıs haberlerini acas(haberler) dinlemeye giderlerdi. ilk kez duymuştuk. Makarios ‘un kim olduğunu o zaman öğrenmiştik İmam Dede onun için kanlı papaz derdi .
ATATÜRK ŞEBİNKARAHİSARA 1924 YILINDA GELDİĞİNDE köyümüzde konuk olmuş . Bizim köyümüzde mektep üç sınıflı imiş. Atamız bu mektebe uğramış. O mektep ne yazık ki resimlerde kaldı.
Atatürk bizim bu okulda kahve içmiş. Hatta arabasından inince yoluna halı döşemişler.
O günleri anlatan Kelfes Dayı onun için ,ÇAKIR GÖZLÜ MUHTEŞEM BİR Adamdı’ der dururdu.
Köyümüzde ayrıca Atamızın askeri Rasim Dede vardı .Atatürk’ün askeri idi o ‘Atatürk benim Kumandanımdı’ diye övünürdü. Hareket Ordusu ile İstanbul’a girişlerini anlatırdı. Sonra Suriye cephesi ve köye dönüşü. O anlatırdı bize Onu ..
Sevgili hocamız iz bıraktın , yetiştirdiğin öğrencilerinin tümü birer TÜRKİYE SEVDALISIDIR Bilesiniz.… Ellerinizden öperim.


305 2011/4/30 temenni
yücel altun 
%s isimli kullanıcıya e-mail gönder



köyümüz sakinlerinden İlyas Akkuş abimiz Vakıf Gureba Hastanesinde yatmaktadır. Ona Allah'tan acil şifalar dilerim.


304 2011/4/23 Futbol Turnuvaları
Dogan Yılmaz 
%s isimli kullanıcıya e-mail gönder



Allahın Selamıyla herkese Selamın Aleyküm Heryıl olduğu gibi kınık köyü olarak ufuk sporun düzenlemiş olduğu turnuvaya katılacağız bunun için takında oynaya bilirim yanlarında olabilirm diyen arkadaşlarımızın müracat etmelerini bekliyoruyorum takım oluştuktan sonra kimsenin sitem etmemesi için şimdiden müracatlarını ve takımda tanıdıkları oynayabilecek arkadaşlarında ilgisini bekliyorum saygılarımla


303 2011/4/12 Piknigimize Davet
Nuri Öztürk 
%s isimli kullanıcıya e-mail gönder



Bu Sene 2. Kınık Köyü Yayla Şenligimiz 17.Temmuz.2011'de Kınık Köyü Yaylasında Yapılacaktır Tüm Üyelerimizi Ve Dostalrımızı Bekleriz


302 2011/3/26 FUTBOL TUNUVASI
KINIK KÖYÜ DERNEK YÖNETİMİ 
%s isimli kullanıcıya e-mail gönder



2011 Yılı futbol turnuvasına Kınık Köyü olarak katılım sağlanacaktır,

Futbol takımının Yönetimiyle Doğan Yılmaz kardeşimiz ilgileniyor,

Takımın Yönetimine ve Futbolcularına başarılar dileriz...

Desteklerinizi bekler, Bilgilerinize Sunarız...

Kınık Köyü Dernek Yönetimi...


301 2011/3/26 TEŞEKKÜR..
NazimYesil 
%s isimli kullanıcıya e-mail gönder Websitesini Ziyaret Et


Webmaster

Dün benim yemin törenimdi yanıma gelen Yıldıray Kılıç,Mevlüt Ayata ,Hilmi TÜRK , ve babama beni yalniz bırakmadıkları için çok teşekkür ediyorum ..

Ulş. Er Nazım YEŞİL



300 2011/3/23 slm
seyhan ayhan 
%s isimli kullanıcıya e-mail gönder



sayın yonetımımiz, acaba turnuvalara katılacak mı?


(1) 2 3 4 ... 44 »


Giriş
Arama
Üyeler Menüsü
Dernek Bilgileri
Dernek Faaliyetleri
Kınık Köyü
Üye olmak için tıkla
| Üyeler |
Üyelik:
Bugün: 0
Dün: 0
Genel: 65
Son Üyeler: kemal

Sitedekiler:
Ziyaretciler : 1
Üyeler : 0
Toplam: 1
Liste [Popup]
...***Array

Copyright ©Kınık Köyü |Şebinkarahisar Kınık Köyü Derneği Resmi web Sitesidir.| Sitemizden Alınan Hertürlü bilgi Resim Dosya vb. materyalleri Kaynak Göstermeden Kullanmak veya Yayınlamak Yasaktır.|| Powered By Vadininsesi Tasarım Nazım Yeşil ||